Ceyhun arayan dîde-i giryanımı görsün

Makam: Suzidil

Bestekar: Tamburi Ali Efendi

Sanatçı: Meral Uğurlu

Güftekar: Nevres-i Cedid

Usül: Yürük Semai

Ceyhun arayan dîde-i giryanımı görsün








Ceyhûn arayan dîde-i giryânımı görsün

Seylâb arayan hüzn ile tûfânımı görsün

Sevdâ-zedelik görmeye meyyâl ise her kim

Ya zülfünü ya hâl-i perîşânımı görsün 

1-Ceyhun ismi, Arapça kökenli olup "çok büyük nehir, nehirlerin kralı" anlamına gelir. Bu isim, akış, yaşam kaynağı ve büyüklük ile ilişkilendirilir. Ceyhun ismi, genellikle güçlü, akıcı ve hayat dolu kişileri ifade eder.

 

Dide kelimesinin kökeni Farsça dilinden gelmektedir. Dide kelimesi aynı zamanda bir isim olarak da kullanılmaktadır. Dide kelimesi; göz, gözcü, göz ucu, göz bebeği, ayn, çeşm gibi anlamlara gelmektedir.

Giryan ise ağlamak fiilini anlatır.

Çok büyük nehirler arayan, gözlerimden dökülen yaşları görsün

  

2- Sel suyu, sel, su baskını, taşkın su anlamı ile hüznünü tasvir eden Nevres, günlerce ortalığı sellerin aldığı, çok yeğin ve yoğun olarak yağan yağmurda kalmış duygularını anlatıyor.


Birinci mısra ile özetlersek. Gözlerinden akan yaşların günlerce aktığını sele döndüğünü anlatıyor.


Sel nedir, görmek isteyen, tufanı andıran üzüntümü görsün.

  

3- , sevdadan perişan olmuşluktur. ise meyil anlamını taşır.

 

Her kim sevdadan mahvolmuş birini görmek isterse.

 

4- sevgilinin saçlarını, veya benim perişan halimi görsün.

 

Aşktan çektiği çileyi görmek isteyen ya o sevgilinin saçlarını veya benim perişan halimi görsün.

                                                                             

 

“Nevres-i Cedîd, Nevres Efendi” olarak da bilinen Osman Nevres, 19. yüzyıl divan şairlerindendir.

1820 (1236 H.)’de Sakız’da doğmuştur.

1858’de mütemayiz rütbesiyle Irak ve Hicaz orduları muhasebeciliğine, ardından ikinci ordu muhasebeciliğine getirilmiş daha sonra rütbesi artırılarak Şumnu’ya gönderilmiştir.

Osman Nevres Dîvânı’na göre Nevres, Şumnu’nun “bir arslanın bir âhûya saldırışı”na benzettiği soğuğuna, son derece sert geçen kışına tahammül edememiştir. 

Bir an evvel buradan ayrılmak için “Kenân Beyefendi Hazretlerine” yazdığı mektubunda hem Şumnu’nun havasından şikâyet etmiş hem de “yine bir sıcağa veyâhut mûtedil bir hâle tahvîli” isteğini dile getirip Bağdat’a ya da İstanbul’a dönme arzusunu ifade etmiştir.

 

Alkole bağımlı olan Osman Nevres’in ruh yapısı her geçen gün bozulmuş, melankolik bir hayat yaşamaya başlamıştır.

 

 Onun bu durumunu tetikleyen iki önemli hadise vardır. Gözü gibi koruyup, kolladığı, sevdiği ciğerpareleri olan iki kızının kıt imkânlarına ve tüm tedavi çabalarına rağmen aynı gün içinde kuşpalazından trajik bir şekilde ölmeleri onu hayattan uzaklaştıran ilk darbe olmuştur.

 

Ardından her şeyi sineye çekip vazifesini hakkıyla yapmak için işine yoğunlaşmak istediği bir zamanda rüşvet suçlamasıyla itham edilmesinin ruhunda açtığı yara onu alkolün kucağına itmiştir. İftiraya uğrayıp mağdur olması ve mağduriyetini anlatacak merci bulamaması ona en büyük darbeyi vurmuştur.

 

Yaşadığı maddî sıkıntılar, kızlarının vefatı, rüşvet ile suçlanmak gibi sıkıntılar arasında aradığı imdadı bulamayınca yavaş yavaş alkolün pençesinde bir ömür sürmeye başlamıştır.

 

Nevres, aklî dengesini de kaybedince Şehzade Yusuf İzzettin Efendi’nin tavassutu ile Haydarpaşa Hastanesi’ne yatırılmıştırHastaneye yatırıldığı gün yağmur yağmakta, gök gürlemekte iken arabadan inip hastanenin kapısında durup şu beyti söylemiştir;

 

“Sille-i dâr-üş-şifâdır, sanmayın gök gürlüyor

Bu yağan yağmur değildir âsumân ağlar bana.”

 

6 Şubat 1876 Pazar günü yaşadığı çileli hayata veda etti ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

 

(https://www.gzt.com/nihayet/rusvetle-suclaninca-aklini-yitiren-sair-osman-nevres-bey-3767783 - https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/nevres-osman-nevres)

 

Nevres-i Cedid’in eserlerinin hemen hepsine yakınını Tanburi Ali Efendi bestelemiştir. Elimizdeki kayıtlara baktığımızda bestelenmiş eserleri:

 

Ali Rif'at Çağatay

 Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş

Nihâvend

Lenk Fahte

Muâllim İsmail Hakkı Bey

 Kâr etmez âhım sen gülizâre

Gülizâr

Türk Aksağı

Tanbûri Ali Efendi

 Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül

Hüseynî

Yürük Semâî

Tanbûri Ali Efendi

 Bilmezdim özüm gamzene meftûn imişim ben

Nihâvend

Yürük Semâî

Tanbûri Ali Efendi

 Kan ağlamaz mı dîdesi şûrîde bülbülün

Nişâbur

Firengifer

Tanbûri Ali Efendi

 Yanar ol derd ile gönlüm ki yanar âh edemez

Nişâbur

Yürük Semâî

Hâşim Bey

 Reşk-i sûz-i firkat ettim yanmada pervâneyi

Evcârâ

Ağır Aksak

Muâllim İsmail Hakkı Bey

 Derman aramam derdime gözyaşımı silmem

Rast

Yürük Semâî

Necmi Rızâ Ahıskan

 Derman aramam derdime gözyaşımı silmem

Hüzzâm

Sengin Semâî

Tanbûri Ali Efendi

 Derman aramam derdime gözyaşımı silmem

Sipihr

Remel

Tanbûri Ali Efendi

 Bilmedik yâri ki bizden bu kadar gâfil imiş

Sûzidil

Devr-i Kebîr

Tanbûri Ali Efendi

 Ceyhun arayan dîde-i giryânımı görsün

Sûzidil

Yürük Semâî

Tanbûri Ali Efendi

 Kani yâd-ı lebinle hûn-i dil-nûş ettiğim demler

Sûzidil

Aksak Semâî

Tanbûri Ali Efendi

 Yıkıldı darb-ı sitemden harâb olan gönlüm

Sûzidil

Zincir


 

Hazırlayan: Suat Yener