- Anasayfa
- Hakkımda
- Şarkı Sözleri
- Makaleler
- Bestekarlar
- E-Kitap
- Notalar
- Haberler
- Videolar
- Ziyaretçi Defteri
- Önemli Linkler
- Musikişinas Atatürk
- İletişim
Ceyhun arayan dîde-i giryanımı görsün
Makam: Suzidil
Bestekar: Tamburi Ali Efendi
Sanatçı: Meral Uğurlu
Güftekar: Nevres-i Cedid
Usül: Yürük Semai

Ceyhûn arayan dîde-i giryânımı görsün
Seylâb arayan hüzn ile tûfânımı görsün
Sevdâ-zedelik görmeye meyyâl ise her kim
Ya zülfünü ya hâl-i perîşânımı görsün
1-Ceyhun ismi, Arapça kökenli olup "çok büyük nehir, nehirlerin kralı" anlamına gelir. Bu isim, akış, yaşam kaynağı ve büyüklük ile ilişkilendirilir. Ceyhun ismi, genellikle güçlü, akıcı ve hayat dolu kişileri ifade eder.
Dide kelimesinin kökeni Farsça dilinden gelmektedir. Dide kelimesi aynı zamanda bir isim olarak da kullanılmaktadır. Dide kelimesi; göz, gözcü, göz ucu, göz bebeği, ayn, çeşm gibi anlamlara gelmektedir.
Giryan ise ağlamak fiilini anlatır.
Çok büyük nehirler arayan, gözlerimden dökülen yaşları görsün
2- Sel suyu, sel, su baskını, taşkın su anlamı ile hüznünü tasvir eden Nevres, günlerce ortalığı sellerin aldığı, çok yeğin ve yoğun olarak yağan yağmurda kalmış duygularını anlatıyor.
Birinci mısra ile özetlersek. Gözlerinden akan yaşların günlerce aktığını sele döndüğünü anlatıyor.
Sel nedir, görmek isteyen, tufanı andıran üzüntümü görsün.
3- , sevdadan perişan olmuşluktur. ise meyil anlamını taşır.
Her kim sevdadan mahvolmuş birini görmek isterse.
4- sevgilinin saçlarını, veya benim perişan halimi görsün.
Aşktan çektiği çileyi görmek isteyen ya o sevgilinin saçlarını veya benim perişan halimi görsün.
“Nevres-i Cedîd, Nevres Efendi” olarak da bilinen Osman Nevres, 19. yüzyıl divan şairlerindendir.
1820 (1236 H.)’de Sakız’da doğmuştur.
1858’de mütemayiz rütbesiyle Irak ve Hicaz orduları muhasebeciliğine, ardından ikinci ordu muhasebeciliğine getirilmiş daha sonra rütbesi artırılarak Şumnu’ya gönderilmiştir.
Osman Nevres Dîvânı’na göre Nevres, Şumnu’nun “bir arslanın bir âhûya saldırışı”na benzettiği soğuğuna, son derece sert geçen kışına tahammül edememiştir.
Bir an evvel buradan ayrılmak için “Kenân Beyefendi Hazretlerine” yazdığı mektubunda hem Şumnu’nun havasından şikâyet etmiş hem de “yine bir sıcağa veyâhut mûtedil bir hâle tahvîli” isteğini dile getirip Bağdat’a ya da İstanbul’a dönme arzusunu ifade etmiştir.
Alkole bağımlı olan Osman Nevres’in ruh yapısı her geçen gün bozulmuş, melankolik bir hayat yaşamaya başlamıştır.
Onun bu durumunu tetikleyen iki önemli hadise vardır. Gözü gibi koruyup, kolladığı, sevdiği ciğerpareleri olan iki kızının kıt imkânlarına ve tüm tedavi çabalarına rağmen aynı gün içinde kuşpalazından trajik bir şekilde ölmeleri onu hayattan uzaklaştıran ilk darbe olmuştur.
Ardından her şeyi sineye çekip vazifesini hakkıyla yapmak için işine yoğunlaşmak istediği bir zamanda rüşvet suçlamasıyla itham edilmesinin ruhunda açtığı yara onu alkolün kucağına itmiştir. İftiraya uğrayıp mağdur olması ve mağduriyetini anlatacak merci bulamaması ona en büyük darbeyi vurmuştur.
Yaşadığı maddî sıkıntılar, kızlarının vefatı, rüşvet ile suçlanmak gibi sıkıntılar arasında aradığı imdadı bulamayınca yavaş yavaş alkolün pençesinde bir ömür sürmeye başlamıştır.
Nevres, aklî dengesini de kaybedince Şehzade Yusuf İzzettin Efendi’nin tavassutu ile Haydarpaşa Hastanesi’ne yatırılmıştır. Hastaneye yatırıldığı gün yağmur yağmakta, gök gürlemekte iken arabadan inip hastanenin kapısında durup şu beyti söylemiştir;
“Sille-i dâr-üş-şifâdır, sanmayın gök gürlüyor
Bu yağan yağmur değildir âsumân ağlar bana.”
6 Şubat 1876 Pazar günü yaşadığı çileli hayata veda etti ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.
(https://www.gzt.com/nihayet/rusvetle-suclaninca-aklini-yitiren-sair-osman-nevres-bey-3767783 - https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/nevres-osman-nevres)
Nevres-i Cedid’in eserlerinin hemen hepsine yakınını Tanburi Ali Efendi bestelemiştir. Elimizdeki kayıtlara baktığımızda bestelenmiş eserleri:
|
Ali Rif'at Çağatay |
Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş |
Nihâvend |
Lenk Fahte |
|
Muâllim İsmail Hakkı Bey |
Kâr etmez âhım sen gülizâre |
Gülizâr |
Türk Aksağı |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül |
Hüseynî |
Yürük Semâî |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Bilmezdim özüm gamzene meftûn imişim ben |
Nihâvend |
Yürük Semâî |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Kan ağlamaz mı dîdesi şûrîde bülbülün |
Nişâbur |
Firengifer |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Yanar ol derd ile gönlüm ki yanar âh edemez |
Nişâbur |
Yürük Semâî |
|
Hâşim Bey |
Reşk-i sûz-i firkat ettim yanmada pervâneyi |
Evcârâ |
Ağır Aksak |
|
Muâllim İsmail Hakkı Bey |
Derman aramam derdime gözyaşımı silmem |
Rast |
Yürük Semâî |
|
Necmi Rızâ Ahıskan |
Derman aramam derdime gözyaşımı silmem |
Hüzzâm |
Sengin Semâî |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Derman aramam derdime gözyaşımı silmem |
Sipihr |
Remel |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Bilmedik yâri ki bizden bu kadar gâfil imiş |
Sûzidil |
Devr-i Kebîr |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Ceyhun arayan dîde-i giryânımı görsün |
Sûzidil |
Yürük Semâî |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Kani yâd-ı lebinle hûn-i dil-nûş ettiğim demler |
Sûzidil |
Aksak Semâî |
|
Tanbûri Ali Efendi |
Yıkıldı darb-ı sitemden harâb olan gönlüm |
Sûzidil |
Zincir |


Hazırlayan: Suat Yener
31.07.2025