Hacı Sadullah Ağa (1730-1808)

Hacı Sadullah Ağa   (1730-1808)

 

 

 

Hacı Sadullah Ağa, takriben 1730 yılında İstanbul’un Fatih semtinde doğduğu tahmin ediliyor. Babası Hafız Kerim Efendi’nin sesi çok güzelmiş. Sesinin güzelliğini babasından almış olduğu anlaşılan Sadullah Ağa, daha pek genç yaşta iken Enderun’a alındı. Arapça ve Farsça iyi bilmesi sayesinde değerini kısa sürede ispatlayarak önce çavuş, sonra Enderun’un en yüksek rütbelerinden biri olan musahip’liğe getirildi. Sultan III. Selim bu değerli sanatkârı sever ve sayardı. Bu nedenle sarayda bir daire, saray dışında bir konak “ihsan” etmişti.( Dr. Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi C:1 S: 203 )


Enderun’a girdikten sonra silahşor ve süvari olarak şöhret yapmış. 1768-74 yıllarında Rus Harbi’ne katılmış daha tekrar Enderun’a dönmüş. Sarayda başçavuşluk ve kahvecibaşı görevlerinde bulunmuş. Saraydaki cariyelerin meşk hocasıydı.1808 yılında elindeki tabanca kaza ile patlamış ve korkudan ölmüş.

Sarayda cariyelere ders verdiği dönemde Mihriban ile aşk yaşamış. Bu olay Ziya şakir’in romanına konu olmuş daha sonra filme alınmış. Sadullah ağa rolünü Münir Nurettin Selçuk ve Mihriban rolünü Perihan Altındağ Sözeri oynamışlar. “Yılmaz Öztuna, Müzik Ansiklopedik Sözlük C: 2 S: 248)

 Ders verdiği cariyelerden Mihriban’a olan aşkı başına çok işler açmıştır. Ciddiyeti ve musikideki ustalığı sayesinde Harem’deki cariyelere musiki dersleri verirmiş. Her şey güzel giderken günün birinde, Sultan III. Selim’in hemşiresi Beyhan Sultan kendi sarayındaki cariyelere musiki dersi vermesi için kardeşi III. Selim’den bir usta (hoca) rica etti.


Beyhan Sultan (1766–1824), Sultan III. Mustafa’nın kızı, Sultan III. Selim’in de kız kardeşidir. Halep Valisi Silahtar Mustafa Paşa ile evlendiğinde Eski Saraydan ayrılarak kendisine tahsis edilen Arnavutköy Akıntıburnu’ndaki Beyhan Sultan Sarayı’na yerleşti. III. Selim kız kardeşine musiki bilgisine güvendiği kadar ciddi ve sert kabiliyetine güvendiği Sadullah Ağa’yı göndermiş. Sadullah Ağa, cariyelere ders vermeye başladı.


Bir gün ders sırasında yükselen ahengin bir köşesinde kırık bir ses, sanki ağlayan bir name işitti. Bu sesin kaynağını bulmak için o tarafa çevrilen gözleri, Sadullah Ağa’ya bakan baygın, şuh iki ela gözle karşılaştı.

Sadullah Ağa, cariyelerden Mihriban’a âşık olmuştu. Oysaki Sultan kendisinin ciddiyetine güvendiği için saraya göndermişti. Bu olay isminin çevresinde bir aşk masalının doğmasına neden olmuştu.


Zira bu tür olaylar sarayda hoş karşılanmazdı. Fakat Sadullah Ağa’nın aşk serüveni Beyhan Sultan’nın kulağına gitmişti. Saray geleneklerine göre Beyhan Sultan, Sadullah Ağa’yı sarayından uzaklaştırdı ve derslere son verdi. Beyhan Sultan bunla da kalmadı. Hiddetini teskin edemedi Sadullah Ağa’yı öldürtmesi için padişah III. Selim’e rica ve ısrara başladı.

III. Selim ise, Sadullah Ağa’nın idam fermanı yerine bir tarafa gizlendirilmesini emretti.  Aradan günler geçmiş. Sadullah Ağa’nın gizli köşede geçen yalnız günlerinde Mihriban için işte bu güzel Bayati Araban besteyi yapmış.


Bülbül-i dil ey gül-i rana senindir sen benim 

Berk-i gülde bû-yi istiğna senindir sen benim 

Halka-i zülfün hevâsı bendeni mecnun eder 

Gönlüm aşüfte kılan sevda senindir sen benim 

“Ey güzel gül, gönül bülbülü senindir, sen benimsin. 

Gül yaprağının gülün kokusuna ilgisizliği senin davranışındır,  sen benimsin. 

Saçlarının kıvrımlarına duyduğu istek, âşıkını delirtir. 

Gönlümü çılgına çeviren sevda senindir, sen benimsin.”


Bir Ramazan gecesi Topkapı Sarayı'nın Hünkâr Sofası’nda musiki üstatlarının sanatkâr nağmeleriyle dolup taşarken, dinleyiciler arasında bulunan Beyhan Sultan, Sadullah Ağa'nın boş bıraktığı yeri acı ile görmüş, üzüntüsünü yenemeyerek Padişah'a; “Ah! Aslanım Sadullah Ağa kulunuza pek yazık oldu; yokluğu ne kadar belli oluyor” diye teessür ve pişmanlığını söylemiş. Bu fırsatı bekleyen III. Selim; “Üzülmeyin hemşire; ben sizin nadim olacağınızı bildiğim için Sadullah'ı sakladım. Mademki pişman oldunuz, şimdi şanınıza düşen mükâfatı o zavallıya ihsan edin “ demiş.


Nihayet Beyhan Sultan'ın Sadullah Ağa’yı af etmesi ile Mihriban ile evlendirildi. Sadullah Ağa'nın sarayda daha ne kadar kaldığı ve ne zaman buradan ayrıldığı, hangi tarihte öldüğü kesin olarak bilinmemektedir. O zamanlar sarayda cariyeler ile ilişkisi olanlar sarayda tutulmazdı. Ancak padişah onları evlendirir ve saray dışında bir ev vererek saray dışına gönderilirdi. III. Selim’in Sadullah Ağa’ya saray dışında bir konak ihsan ettiği düşünülürse, Mihriban ile evlendikten sonra konak verdiği sanılmaktadır. (Suat Yener, Şarkıların gözyaşları S: 1)


Bestelediği Hicaz Yürük Semasi musiki kabiliyetinin en önemli örneğidir.


(Ah) Nideyim sahn-ı çemen seyrini cânânım yok

(Ah) Bir yanımca salınır serv-i hırâmânım yok

Yâr, yâr kurbanın olam yâr

Dost, dost hayranın olam dost

Hicazkâr Ağır Aksak şarkısının sözleri Enderuni Vasıf’a ait


Gel seninle yarın ey serv-i revân

Olalım mahfîce Göksu’ya revân

Dîde-i ağyârdan olup da nihân

Olalım mahfîce Göksu’ya revân

 “Ey servi boylu sevgili, gel seninle yarın gizlice Göksu’ya gidelim.

Dost olmayan gözlerden gizlenip, kimseye sezdirmeden Göksu’ya gidelim”


Eserleri klasik formunun en güzel örneklerindendir. Makam ve usul kullanmandaki titizliği dikkati çeker. Günümüze kadar gelmiş eserleri:


 Düştüm düşeli aşk oduna rûz-i ezelden Arazbâr Bûselik Ağır Aksak Semâî Necmi(16.yy)
 Mevsim-i Nevrûz erişti geldi eyyâm-ı bahar Arazbâr Bûselik Hafif (Ağır) Şâkir (Enderûnî)
 Bülbül-i dil ey gül-i rânâ senindir sen benim Bayâti Araban Hafif _
 Diller nice bir çâh-ı zenahdânına düşsün Bayâti Araban Yürük Semâî _
 Nev-civânım lûtfedip mesrûr-ı şâd eyle beni Bayâti Araban Çenber (Ağır) _
 Raks eyleyicek nâz ile ol âfet-i Mısrî Bayâti Araban Sengin Semâî _
 Câm-ı aşkınla hemân şûride-ser bir ben miyim Hicaz Zincir _
 İkbâlimi sâye-i hümâdan bilmem Hicaz Hafif _
 N'ideyim sahn-ı çemen seyrini cânânım yok Hicaz Yürük Semâî Enverî (16.yy)
 Dil bir güzelin vuslatına muntazır oldu Hicazkâr Yürük Semâî _
 Ey şehenşâh-ı cihan-ârâ-yı nev tarz-ı usûl Hicazkâr Devr-i Kebîr _
 Azîmetin nereden böyle bî-nikab senin Hüseynî Aşîran Zincir _
 Dilber olucak âşıkına eyleye çâre Hüseynî Aşîran Yürük Semâî _
 Nev-bahar oldu yine azm-i gülistan görünür Hüseynî Aşîran Hafif _
 O müşkîn turralar kim ol büt-i dil-cûde gördüm ben Hüseynî Aşîran Aksak Semâî _
 Bir elif çekti yine sîneme cânân bu gece  Muhayyer Yürük Semâî Enderûnî Vâsıf
 Hâl-i siyehi gerden-i nâzik-terindedir Muhayyer Aksak Semâî _
 Şâhım hemîşe lûtfun umar bu fütâdecik Muhayyer Sünbüle Yürük Semâî _
 Gel şâh-ı cihânım gidelim gülşene biz de  Sabâ Zemzeme Yürük Semâî _
 Nedir bu gonce-dehen sende ey gül-i ahmer Sabâ Zemzeme Zincir _
 Beni ey gonce-fem bülbül-sıfat nâlân eden sensin Sûzidil Aksak Semâî _
 Ne dem ki sînesi o gül-ruhun küşâde olur Şedaraban Zincir Dâniş (18.yy)
 Nedir merâm-ı (murâd-ı)dil-i kûy-i yâri biz biliriz Şedaraban Aksak Semâî _
 O gül-endam bir al şâle bürünsün yürüsün Tâhir Bûselik Yürük Semâî Enderûnî Vâsıf
 Açıldım gonce-i bahtım gibi hem-reng-i bağ oldum Tarz-ı Cedîd  Devr-i Revân _
 Dil esîr-i kâkül-i nâmdâr heman âh geç gele Uşşâk Hafif Şâkir Efendi (18.yy)
 Nice bir ey şûh-i cihan aşk ile nâlân olayım Arazbâr Bûselik Darbeyn Halifezâde Tâhir Efendi


Hazırlayan: Suat Yener