- Anasayfa
- Hakkımda
- Şarkı Sözleri
- Makaleler
- Bestekarlar
- Notalar
- Haberler
- Videolar
- Ziyaretçi Defteri
- Önemli Linkler
- Musikişinas Atatürk
- İletişim
Hammamızâde İsmail Dede Efendi (1778-1846)

Araban Kürdi, Hicaz Buselik, Saba Buselik, Neveser ve Sultan-ı Yegâh makamları mucidi. En büyük bestekâr
Dede Efendi, musikinin en usta bestekârı ve “ney” virtüözü dür. Klasik dönem ile Neo-Klasik dönem arasında köprü olmuştur. Her iki dönemde verimli olmuş ve musikimize çok değerli eserler bırakmış ve makamlar icat etmiştir.
Dede Efendi’nin babası Süleyman Ağa İstanbul Altınmermer'de Çavuş Hamamı’nı çalıştırmış. Bu yüzden ‘‘Hammamızade’’ olarak anılmış. Kurban Bayramı’nın birinci gününe rastlayan 9 Ocak 1778 tarihinde İsmail dünyaya geldi. 29 Kasım 1846 tarihinde Kurban Bayramı'nın son günü Mina'da vefat etti.
Araban Kürdi, Hicaz Buselik, Saba Buselik, Neveser ve Sultan-ı Yegâh makamları ilk defa Dede Efendi tarafından bulundu ve ilk seslendiren kendisi oldu.
Dede Efendi, Yenikapı Mevlevihanesi’nde zamanın değerli müzik ustası Şeyh Ali Nutki Dede 'nin derslerini izlemeye başladı. Şeyhin kardeşi olan müzik kuramcısı Abdülbaki Nasır Dede 'den de yararlandı. Ney üflemeyi ondan öğrendi. Şeyhi Ali Nutki Dede genç müridinin musiki kabiliyetini fark etmiş ve O’na: ‘‘Öyle görüyorum ki istikbalin en büyük üstadı olacaksın” dedi.
1798'de Muhasebe Kalemi'ndeki görevinden ayrılarak tekkede çileye girmeye karar verdi. Mevlevi olmak isteyenlerin, tekkeye geldikten sonra birtakım gerekli törenlerden geçmesi, kesin kurallara uyması geleneği vardır.
Bir kimsenin «Mevlevi» adını alabilmesi için bin bir günlük çile'yi doldurması gerekir. Çile, Mevlevi geleneğine göre bir hücreye kapanarak yapılır. Çileye çekilen müride “çilenişin” denirdi. Çile bir içe kapanış, bir öz eğitim, kendini yetiştirme yoludur. Çileye törenle girilir, çileden törenle çıkılır. Çilesi süresi 1001 gündü. Yenikapı Mevleviihanesi'nin bu genç müridi, daha çilesinin ikinci senesinde sözleri Keçecizade İzzet Molla’ya ait olan bestelediği “Zülfündedir benim baht-ı siyahım” Buselik şarkıyı okudu.
Zülfündedir benim baht-ı siyahım
Sende kaldı gece, gündüz nigâhım
İncitirmiş seni meğerki ahım
Seni sevdim odur benim günahım
“Saçlarındadır benim bahtımın karası.
Gece gündüz sana bakakaldım.
Acınmam incitirmiş seni meğer.
Seni sevmektir benim günahım”
Buselik şarkıyı dinleyen padişah, bu olgun sesin sahibini görmek istedi. Hemen sarayın açılan kapısından, Musahip Vardakosta Ahmet Ağa çağırarak Yenikapı Mevlevihane’si postnişini (Dergâhın başı) Ali Nutki’yi Dede'ye gönderildi.
Padişah Dede Efendi’yi sarayda görmek istiyordu fakat çile müddeti dolmamış bir dervişin çilesi kırılmamak için, gün kavuşmadan dergâhına dönmesi lazımdı. Buselik eserin bestekârı genç İsmail’de, ancak bu kaidelere uymak şartı ile saraya gidebildi. Kendisi de besteci olan III. Selim, onu saraya çağırtarak yapıtı bir kez de kendisinden dinledi.
Genç derviş olan İsmail, padişahın huzurundan maddi manevi iltifatlara layık olmuştu. Elinde bir kese altınla koşa koşa dergâhına döndüğü sırada, birden yolunu değiştirip, annesine uğraması lâzım olduğunu düşündü. Zira çileye soyunmağa karar verdiği zaman, babasından kalma hamamı satıp parasını muhtaçlara dağıtmış olduğu için, buna annesinin canı sıkılmıştı. Şimdi o eski hesabı silecek fırsat, kat kat elinde idi. Annesini hoşnut edecek böyle bir fırsatı kaçırmamalıydı. Üstelik gün kavuşmadan dergâhtan içeri girmesi gerekirdi. Koşarak evinin önüne kadar geldi ve açılan kapıdan keseyi içeri bırakırken, annesinin hayretten büyümüş gözlerine bakarak:
“Hamam için artık üzülme anne al hepsi senin olsun, pirimin ihsanı!” diyerek, dergâhının yolunu tutardı.
Nihayet Bin Bir Gün bitmiş ve genç derviş, Dede unvanını almış ve artık “İsmail Dede Efendi” olmuştu.
Dede Efendi, 1802 yılının ilk aylarında evlendi. Akbıyık mahallesinde bir ev kiralayarak yerleşti. Bu aralarda Dede, 1804 yılının Ağustos ayında çok sevdiği şeyhi Ali Nukti Dede’yi kaybetti. 1802 yılının Aralık ayında Salih adında bir çocuğu oldu. 1805’de de oğlu Salih’in ölümü kendisini çok üzdü. Bu acı olaylar üzerine ‘‘Bir gonca-femin yâresi var ciğerimde’’ adlı, Bayati makamındaki eserini besteledi.
Bir gonca femin yâresi vardır ciğerimde
Ateş dökülürse yeridir ah serimde
Her lâhza hayalî duruyor didelerimde
Takdire nedir çare bu varmış kaderimde
”Bir gonca iken ölen kızımın yarası vardır ciğerimde.
Kederimden başımdan ateşler dökülse yeridir.
Her yerde hayali durdur göz bebeklerimde.
Ulu emre çare var mı, bu varmış kaderimde”
29 Mayıs 1807 tarihinde dede’nin yetişmesinde önemli katkıları olan 3. Selim tahtan indirilince dede’nin musahibi-i şehriyarlığı (padişahın sohbet ettiği kişi) son buldu. Kendisi bestekâr ve şair olan 2. Mahmut tahta geçti. 3. Selim’in şehit edildiği 1808 yılında annesi Rukiye Hanım’ı kaybetti. Arkasından 1810 yılında oğlu Mustafa 6 yaşındayken öldü. Daha sonra Hatice, Fatma ve Ayşe adında kızları oldu.
Ayşe henüz 3 yaşında hayata gözlerini yumdu. Kısacası dede Efendi, 10 yıl içinde çok önemli kayıplar vermişti.
Kızlarından Hatice Hanım, tamburi keçi Arif Ağa ile evlendi. Bu evlenmeden büyük şarkı bestekârı Rifat Bey dünyaya geldi. Dede’nin ikinci kızı Fatma Hanım, Pertevniyal Valide Sultan’ın baş ustası ve cariyeleri musiki hocalığını yaptı. Ahmet Durri Bey ile evlendi ve hanende Şevket bey adında çocukları oldu. (Yılmaz Öztuna - Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi-C: 1 S: 394)
Dede, III. Selim'in 1808 yılında tahttan indirilerek öldürülmesini izleyen IV. Mustafa'nın bir yıllık padişahlığı sırasında müzik toplantılarına son verildiği için saraydan uzaklaştı. Sonra II. Mahmut padişah oldu ve Yeniçeri Ocağı’nı kaldırıp, karışıklığa neden olan ülke meselelerinin bir kısmını yoluna koyduktan sonra rahatladı, musikiye zaman ayırmaya başladı. II. Mahmut 1825 yılında, bir gün Yenikapı Mevlevihanesi’ni ziyarete gitti ve bu ziyaret sırasında, okunmakta olan, Dede’ nin Neva Mevlevi Ayini’ni duydu. Ayini çok beğendi ve Dede’ yi yeniden saraya davet etti; böylece Dede saraya geri döndü.
Padişah’ın Dede’yi bu denli takdir etmesi baş müezzin Şakir Ağa’yı rahatsız etti. Şakir Ağa, 19. yüzyıl klasik Türk musikisinin en önde gelen isimlerindendir. III. Selim'in Hazine Kethüdası Salih Bey'in dairesinden yetişmiş ve ilk musiki derslerini Hanende Başçavuş Mustafa Ağa'dan almıştı.
Parlak sesi ve fevkalade kabiliyeti ile göze çarpan genç Şâkir, Enderun'da hoca olan Hammamızâde İsmail Dede Efendi'den de çok faydalanmış, eserler meşk etmiştir. Fakat daha sonra Dede ile Şakir Ağa arasında rekabet başlamıştı.
Şakir Ağa bir fırsat yaratıp Dede’yi Padişah’ın önünde küçük düşürmek istedi. Bu plan içinde Eviç makamında yaptığı bazı küçük değişikliklerle yeni yarattığı bir makam olduğunu düşündüğü Ferahnâk makamını (fakat bu makam Abdülkadir Meragi 'ye aitti). Padişaha Dede'nin bulunduğu küme faslında icra edecek Dede de icraya katılamayıp sessiz kalarak, Şakir Ağa’dan daha aşağı görünecek ve küçük düşecekti. Fakat Şakir Ağa’nın planı gerçekleşmedi.
II. Mahmut, Enderun saz takımını istemişti. Dede Efendi, bu fırsattan faydalanarak padişaha: “Müezzinbaşı kulunuz Ferahnâk namı ile yeni bir makam icat etmiş. Ferman buyrulur ise okunacak” deyince Şakir Ağa şaşırmıştı. Hemen toparlanarak Padişah’a; “Henüz fasıl tamam olmadı. Yeni başladığım kâr yarıdadır. İkinci murabbaı ile ağır semaisi ise bestelemedim. İnşallah tamam olsun da!” gibi sözlerle, Dede’nin bu yaman hareketini geçiştirmeğe çalışır.
Fakat Padişah Ferahnâk’in nasıl bir makam olduğunu merak ettiğinden, bestelenmiş, olanları dinlemek istedi. Zeki Mehmet Ağa’nın tamburla bir taksiminden sonra Ferahnâk peşrev çalındı. Arkasından Şakir Ağa, güzel ve tiz sesi ile: “Meyleder bu hüsn ile kim görse ey gülfem seni” bestesini okur. (Arzu eder bu güzelliklerini, seni kim görse gül dudaklım) Dede ve arkadaşları dinler.
Bu eser biter bitmez Şakir Ağa, Ferahnâk şarkısını okuyacağı sırada Dede Efendi, Ferahnâk makamında bestelediği Zencir usulündeki:“Figân eder yine bülbül bahar görmüştür” icra eder.
İkinci murabbaını okumağa başlar. Bu defa susma sırası Şakir Ağa’ya gelir. Sazlar da ona uymakla yetinirler. Şakir Ağa, neye uğradığını anlar. Bununla beraber, düştüğü zor durumdan bir an önce kurtulmak için murabbaının neticesini bekler ise de, bu ümidi de boşa çıkar.
Çünkü murabbadan sonra Dede ve arkadaşları, “Dil-i bî-çâreyi mecruh eden tîğ-i nigâhındır” (Kılıç gibi bakışlarından çaresiz gönlüm yaralanmıştır)Sözleri ile başlayan ağır semaisine başlarlar. Eserin bitiminde Dede Efendi, Şakir Ağa’ya manalı bir şekilde bakarak: “Buyurun sıra size geldi” der.
Şakir Ağa da yukarıda sözü edilen şarkısıyla, cidden şuh ve raksan bir tarzda bestelediği “Bir dilbere dil düştü ki mahbubu-ı dilimdir” (Gönül bir dilbere düştü ki, muhabbeti gönlümdür). İsimli yürük semaisini okur ve arkasından da Kemani Ali Ağa’nın saz semaisi çalınarak fasla son verilir.
Fasıl bitmişti, musikinin inceliklerini bilen II. Mahmut, huzurunda meydana gelen ve bu çekişmeyi, en ince ayrıntısına kadar dikkatle takip etmişti. Şakir Ağa’nın eserleri inkâr edilemeyecek surette renkli ve gönül açıcı olmakla beraber, Dede’ninkiler ustalık, aynı zamanda güzellik ve yerinden okunması bakımından onlardan üstündü.
Faslın sonunda, II. Mahmut bu husustaki fikrini açıklamaktan çekinmemiş ve Müezzinbaşı’ya hitaben; “Şakir, Şakir!.. Dede musikide bir canavardır. Sen onunla güreşemezsin” dedi.
II. Mahmut, Dede Efendi’nin musikideki gücünün ve kabiliyetinin üstünlüğünü anlatmak istemişti. Dede Efendi, Padişahın bu takdir bildiren sözlerinin aksine çok üzülmüştü Dede’ye yetişip görüşenlerden dinlendiğine göre, kendisi II. Mahmut’un huzurundan çıkınca bir köşeye çekilip ağlamış ve: “Padişah, beni benzetecek başka bir şey bulamadı mı” diye yakın dostlarına içini dökerek şikâyet etmişti.
“Canavar” benzetmesi Dede Efendi’yi saraydan soğutmuştu ve saraydan ayrıldı. Fakat II. Mahmut bir yolunu bulup Dede Efendi’yi tekrar kazanmak istiyordu. Mevlihane’de, Dede Efendi Ferahfeza ayini yapıyordu. II. Sultan Mahmut içeri girdi. "Can-u dilden bir aşk-u şevk" i okuyordu.
Padişah mest olmuşçasına dinledi ve yanına çağırdı; "Hastaydım, gelmeyecektim, gayretle geldim, lakin çok isabet etmişim, Ferahfeza Ayini bana iksir-i hayat gibi tesir etti, hamd olsun adeta iyileştim" dedi.
Bu iltifattan sonra Dede Efendi saraya döndü ve Müezzinbaşı oldu. Ahırkapı’da bulunan Dede Efendi konağı da II. Mahmut’un hediyesidir. Ancak büyük devlet adamlarına verilen murrasa imtiyaz nişanını 2. Mahmut kendi elleriyle Dede’nin göğsüne takmıştır.
Dede ile Şâkir Ağa'nın musikideki çekişmeleri epeyce sürmüşse de sonunda Dede'nin üstünlüğü tartışılmaz bir şekilde kabul edilirdi. Zekai-zade Hafız Ahmet Efendi'nin Sadeddin Heper'e anlattığı göre rivayet şöyle; Günlerden bir gün Şâkir Ağa, Dede'ye gelerek: “Dede'm, bir şarkı yaptım. Emsalinin yapılacağına inanmıyorum. Amma acaba okuyan bulunur mu?” dedi.
Dede: “Ağa'm oku da dinleyelim” demiş. Şakir Ağa da "Efsun okur uşşakına ol gamze-i câdû" mısra ile başlayan Evcara makamında ve Ağır Aksak Semaî usulündeki şarkısını kendine has üslubu ve şahane sesiyle okumaya başlamış. Şarkıyı dinlerken gözlerinden akan yaşlar sakallarından süzülen Dede: “Ağa, emsalinin yapılacağına ben de inanmıyorum. Ancak Üsküdarlı Vâhib Efendi'ye meşk et o okur” diye hissiyatım dile getirirken bir de büyüklük örneği vermiştir.
Dede ile Şakir Ağa rekabeti süre dursun. Dede’nin, 2. Mahmut’un 1939 yılına kadar devam eden 31 yıllık saltanatı boyunca devrin en gözde bestekârı olarak şöhreti arttı. 2. Mahmut ölünce yerine 16 yaşındaki oğlu 1. Abdülmecit tahta çıktı. Batı Musikisi eğitimi almış olan genç hükümdarın Türk musikisine ilgisi zayıftı. Fakat babasının çok sevdiği ve takdir ettiği Dede’yi sarayda tuttu. Ona hürmet ve himayesini üzerinden eksik etmedi.
Abdülmecit Han bizim bildiğimiz imparator, diktatör, lider tipinin tam karşıtı bir kişilikti. Batı kültürüyle yetiştirilmişti. İyi Fransızca konuşur ve batı müziğinden hoşlanırdı. Babası II. Mahmut gibi yenilik yanlısı hükümdardı. Devlet idaresindeki batılaşma ve yeniliklerin musikide de yapılmasından yanaydı. Dede Efendi’den daha batılı tarzda eserler ortaya koymasını istedi. Batı ile kültür ve müzik alış verişi etkinliğinde Fransa’dan bir grup geldi. İlk önce Fransız müzisyenler konserini verdi. Davetliler neşeli zaman geçiriyorlardı. Fakat padişah kara kara düşünüyordu. Bu anlayışla Fransızların konserinin ertesi günü Dede efendinin konseri vardı. Eğlence yerini ağır şarkılara bırakacaktı. Bu durumu gören Sultan Abdülmecit, Dede Efendi'yi çağırdı. "Bu gün yapılan eğlenceyi gördün yarın için ne düşünüyorsun? " diye sorunca, Dede Efendi: "Hiç merak etmeyin hünkârım" dedi.
Rahatsızlığı sırasında Dede Efendi’ye, diplomatik müzakereler sırasında eşlik eden Saray Tabibi Halil Bey ile Beyhan Sultan’ın yardımcısı Gülnihal Kalfa arasında bir yakınlık yaşanmaktaydı. Bu yakınlığın ilhamını konu ederek Dede Efendi işe soyunuyordu. Ertesi gün Abdülmecit 'in hiç umudu yoktu. Konserine başladı Dede bir gecede bestelediği ‘‘Yine bir gül-nihal’’ şarkısı vals ritimlerinle konsere başladı ve bütün davetliler zevkle dans edince Abdülmecit'in keyfi yerine gelmişti.
Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü
Sîm-ten gonca-fem bî-bedel ol güzel
Âteşîn ruhleri yaktı bu gönlümü
Pür-edâ pür-cefâ pek küçük pek güzel
Görmedim kimsede böyle bir dil-rübâ
Böyle kaş böyle göz böyle el böyle yüz
Âşıkın bağrını üzmeye göz süzer
El’aman pek yaman her zaman ol güzel
“Yine bir gül fidanı beni kendine âşık etti.
O güzel gümüş tenli, gonca dudaklı ve bedelsizdir.
Ateş gibi yanakları bu gönlümü yaktı.
O güzel eda dolu, cefa dolu, pek küçük ve pek güzeldir.
Kimsede böyle bir gönül alıcılık. böyle kaş, göz, el ve yüz görmedim.
Âşıkının kalbini üzmek için süzdüğü gözlerden illâllah!
O güzel her zaman güzeldir.”
Bu eser çok beğenildi ve Abdülmecit altınla Dede Efendi 'yi ödüllendirdi. Fakat Dede Efendi’nin hoşuna gitmedi çünkü kendisi daha çok sanat değeri taşıyan eserlerden yanaydı. Abdülmecit ise devamlılığı istiyor ve batı müziğine yakın besteler yapması için ısrarcı oluyordu. Saray zevkindeki bu gelenekten kopuş ve değişim Dede’yi memnun etmiyordu. Hatta bir gün saray bahçesinde gezerken, öğrencisi Dellalzâde İsmail’e: ‘‘İsmail, bu oyunun tadı kaçtı’’ dedi ve Padişah’dan izin alarak hacca gitti. Hacca yakın arkadaşı Zeki Mehmet Ağa, öğrencisi Dellal-zade İsmail ve Mutaf-zade Ahmet Efendi ile beraber gittiler. Hacda yakalandığı koleraya yenik düşerek 29 Kasım 1846 tarihinde Mina'da vefat etti. Mekke’de gömüldü. (Suat Yener – Şarkıların GözyaşlarıS: 17)
Yenilikçiliğin bir başka yönü, Batı müziğiyle olan ilişkisindedir. Muzika-yı Hümayûn'un kuruluşuyla saraya giren İtalyan müziğini dinleme olanağı bulmuştur. Kulak gücüyle kavramaya çalıştığı Batı müziğinin etkisi bazı yapıtlarında, özellikle Rast Kâr-ı Nev'de -vals ritmini gelenekte bulunan üç zamanlı semai ölçüsüyle verdiği- "Yine bir gülnihal.." şarkısında açıkça olduğu görülür.
Batı'nın çok sesliliğiyle ilgilenmemiş olduğu halde, bu müziğin melodi yapısını özümlemiş olması nedeniyle bu tür parçaları armonize edilebilir. Bu konu ile bir anısı olduğu rivayet edilir: “Yine bir gül Nihal” şarkısı vals ritmindedir. Vals ritmi 16. yüzyılın ortalarında Fransa’da ortaya çıkmış ve buradan dünyaya yayılmıştır. Özellikle 18. ve 19. yüzyılın başlarında büyük rağbet görmüş, sarayların ve baloların vazgeçilmez dans müziği olmuştur. Türk musikisinde semai usulü batıdaki vals ritmine uygun düşer.
İşte valsın bütün dünyayı kasıp kavurduğu 19. yüzyıl başlarında Osmanlı Sarayı’na konuk olarak bir Fransız müzisyen gelir ve bu konuğu ağırlama görevi İsmail Dede Efendi’ye düşer. İki müzik adamı müzik konusunda konuşmaya başlarlar.
Bir ara Fransız müzisyen, valsın Fransa’dan çıkmış olmanın gururuyla ve biraz da küçümseyerek Dede Efendi’ye sorar: “Siz valsı hiç duymadınız mı? Bildiğim kadarıyla vals hiç bilinmiyor Osmanlı’da. Bu konuda bir eseriniz var mı?
Dede Efendi bu alaylı ifade karşısında biraz da sıkılarak şöyle der konuğuna:
“Bu vals nasıl bir şeydir üstadım? Bir örnek verebilir misiniz? Belki biliyoruzdur”
Bunun üzerine Fransız müzisyen, kemanıyla en popüler vals parçalarından birini çalar. Dede Efendi parçayı sonuna kadar dinledikten sonra: “Tamam efendim” der konuğuna. “Yine bir gülnihal aldı gönlümü” adlı eseri Fransız müzisyene sunar. Fransız müzisyen parçanın daha ilk notalarını duyar duymaz kıskanmadan edemez ve mahcup olur. Son darbe gelir Dede Efendi’den: “Biz valsı yıllardan beri biliriz ama kulağımız daha gelişmiş müzik zevklerine alışık olduğundan bunu pek kullanmayız”
Dede Efendi’nin vurgulamak istediği semai usulüdür. Semai Usulü; Türk Müziğinde 3 zamanlı bir usuldür. Darpları Güçlü, Yarı güçlü ve Zayıf olarak sıralanır. Geleneksel usul vuruluş şekline göre usulün darpları güçlü darp sağ elle sağ dize, yarı güçlü darp sağ elle sol dize ve zayıf darp sol elle sol dize vurulmak suretiyle olur. Usulün seyri sık sık Batı Müziğindeki Vals ritmiyle karıştırılsa da, darp güçlerinin farklılıkları nedeniyle seyri ve melodik ritmi Vals gibi değildir. Ancak geçtiğimiz yüzyılda bu usul kullanılarak yapılan bestelerde daha çok Vals ritmi hissedilmektedir.
Dede gelenek içinde bireysel bir sese ulaşabilmiş bestecilerin başında yer alır. Bu yüzden üslubu "Dede Efendi tavrı" diye nitelendirilir.
Klasik üsluba bağlı kendisinden sonraki bütün bestecileri etkilemiştir. Çeşitli kaynaklarda onun benzersiz bir naathan olduğuna değinilir. Bir hanende olarak da, Türk müziğinin kendisine ulaşan bütün ürünlerini öğrenmiştir. Öğrendiklerini öğrencilerine öğretmiş, onların öğrencileri de bunların önemli bir bölümünü notaya almışlardır. Böylece İsmail Dede klasik yapıtlar repertuarının bugüne ulaşmasında en eski kaynaklardan biri olmuştur. Dede Efendi'nin hemen hemen her formda bestesi vardır. En güçlü yapıtarı sayılan Mevlevi ayinleri, müziğinin gelişimini ve niteliklerini daha belirgin biçimde yansıtması açısından da önemlidir. Her yapıtında sanatının ayrı bir özelliğiyle ortaya çıkar. Başka bestecilerinki gibi onun da pek çok yapıtı kaybolmuş ya da unutulmuşsa da, iki yüz yetmişten çok yapıtı aslına uygun bir biçimde günümüze ulaşmıştır. Bu onu klasik repertuarda en çok yapıtın bulunan besteci durumuna getirmiştir.
Dede Efendi, 500 dolayında beste yapmışsa da, nota kullanımının yaygın olmayışı ve müzik öğretiminin ezebere dayanması nedeniyle, bunlardın yarısına yakın bölümü unutulmuş 8'i saz eseri, geri kalanı sözlü eser olmak üzere 267 yapıtı günümüze ulaşabilmiştir. Sözlü yapıtlarından 49'u dinsel tasavvufi, 218'i din dışıdır. Tasavvufi yapıtlarını en önemlileri Hüzzam, Saba ve Ferahfeza Mevlevi ayinleridir.
Yapıtlarından bazıları; Hicaz köçekçe,
Şu karşıki dağda bir yeşil çadır
Çadırın içinde ah bir civân yatır
O civân bilmiyor hiç gönül hatır
Leylâ'nın aşkına dağlar mekânım
Sevdâ ne müşkül âh yanar ağlarım
Karşıda yananı fener mi sandın
Salınıp gezeni âh yârin mi sandın
Bu güzellik sende kalır mı sandın
Leylâ'nın aşkına dağlar mekânım
Sevdâ ne müşkül âh yanar ağlarım
Rast Kar-ı
Gözümde dâim hayâl-i cânâ (Ah Ah)
Gönülde her dem cemâl-i cânâ
Hey canım hey ömrüm hey, hey hey hey
Ah ey peri-rû dilber-i rânâ civânı nâzenin
Ah gam benim şâdi senin, hicrân benim devrân senin
Yâr benim devrân senin.
Ey şâh-ı cihân ey dilde nihân
Senin gibi güzel efendim var
Var benim, yâr, yâr var benim
Gül yüzlü mâhım, râhm eyle şâhım
Çeşm-i siyahım, alemde birsin
“Gözümde hep sevgilinin hayali, gönlümde ise her zaman onun güzelliği var.
Ey peri yüzlü, gönüller güzeli, nazlı, narin sevgili.
Dert benim, sevinç senin, ayrılık acısı benim, zamane ve dünya senin; bana kalan bir tek sevgili.
Ey dünyanın şahı, ey gönüldeki sır, senin gibi güzel bir efendim var.
Gül yüzlü güzelim, bana merhamet et. Kara gözlüm, dünyada teksin.”
(Ah) Yine bezm-i ayş û vuslat edip ehl-i aşkı ihyâ
(Ah) O güzel başın için, o hilâl kaşın için gel
Men men âşık-ı nâlân, men men bende-i fermân
Ten ni ten ni ten nen ni te ne nen
Gel, gel dilde nihanım gel gel kaşı kemânım
(Ah) Aman ey gül-i nihâlim beni eyle vasla şâyân
Aman ey gül-i nihâlim beni eyle vasla şâyân
(Ah) Sana cân û dîl fedâdır gönül andelib-i gûyâ
San can-ü dîl fedâdır (Ah) Gönül andelib-i gûyâ
“Muhabbetin neş’esi, gönlümü ve canımı çılgına çevirdi.
Kavuşmamız ve bir araya gelişimiz, aşk ehlini yüceltti.
Ey gül fidanım, aman, beni kavuşmaya lâyık gör.
Sana canım ve gönlüm fedadır, gönül aşkınla bülbüle dönmüştür.”
Ferahfeza Yürük Semai
Bu gece ben yine bülbülleri hâmûş ettim
Âh ü feryâd ederek âlemi bîhûş ettim
Tâk-i eflâke reşîd oldu, yine nağme-i âh
Bülbül-âsâ gece tâ subha kadar cûş ettim
Serv-i bülendim, ah işve pesendim
Gel, kendi efendim
Dil sende, gözüm hüsnüne hayrette
Nazlı cenânım, kaşı kemânım
” Bu gece ben yine bülbülleri susturdum;
Zira ahım ve feryadım dünyayı kapladı.
Âhımın nağmeleri gökkubbeye yükseldi.
Geceden sabaha kadar bülbül gibi coştum.”
Hüzzam Çifte Sofyan şarkısı:
Ey gül-i bağ-ı edâ / Sana oldum mübtelâ
Gel bana eyle vefâ / Sana oldum mübtelâ
Sevdiğim saydığım / Sana oldum mübtelâ
Aman ey nev-resfidân / Yandı cânım el’amân
Bu sözüme gel inan / Sana oldum mübtelâ
Sevdiğim saydığım / Sana oldum mübtelâ
”Ey naz bağının gülü, sana tutuldum.
Gel, bana vefa göster, sana tutuldum.
Sevdiğim, saydığım, sana tutuldum.
Ey taze fidan, yardım et. canım yandı, yeter!
Gel, bu sözüme inan, sana tutuldum. Sevdiğim, saydığım, sana tutuldum”
(Dede Efendi’nin geniş nota, güfte, besteleri için bknz: Salih Bora,www.turksanatmuzigi.org, Etem Ruhi Üngör, türk Musikisi Güfteler Antolojisi, Suat Yener, Musiki Kılavuzu.)
Bir kurban bayramı arifesinde doğup yine bir kurban arifesinde vefat eden ünlü bestekârımızın İstanbul’daki evi bugün müze halinde kullanılmaktadır. Sultanahmet Cankurtaran’da Ahır-kapı’ya doğru giderken Hamamizade İsmail Dede Efendi’nin tarihi evi karşınıza çıkar,

Dede Efendi 1818–1846 yılları arasında bu evde yaşadığı için, 1984 yılında Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği (TÜRKEV)tarafından restore edildi. Şu anda müze olarak hizmet veren mekân, iki kattan oluşuyor. Üst katta iki oda ve bir sofa, alt katta bir salon vardır. Burada Dede Efendi’nin hatırası için dönüşümlü olarak her cumartesi, Türk halk ve sanat müziği konserleri ile paneller düzenlenmektedir. Müze Evi salı, perşembe, cumartesi, pazar günleri saat 10.30 ile 16.30 arası ziyaret edebilirsiniz (http://www.turk-ev.org.tr/images/DedeEfendiEvi.jpg)
| Ey lebleri gonca yüzü gül serv-i bülendim | Acem Aşîran | Ağır Sengin Semâî | _ | |
| Lûtf eyle meded rahmeyle şehâ | Acem Aşîran | Aksak | _ | |
| Meşâm-ı hâtıra bûy-i gül-i safâ bulagör | Acem Aşîran | Zincir | _ | |
| Ne hevâ-yı bağ sâzed ne kenar-ı kişt mârâ | Acem Aşîran | Yürük Semâî | _(İlk beyit Figanî-i Şîrazî) | |
| Oldu gönül üftâde | Acem Aşîran | Aksak | _ | |
| Bir güzele bende gönül | Acem Kürdî | Semâî | _ | |
| Sevdim seni yosma fidan | Arabân Bûselik | Aksak Semâî | _ | |
| Ben yürürüm yâne yâne aşk boyadı beni kâne | Arazbâr | Düyek | Yûnûs Emre | |
| Derdim bana kâr eyledi dermâna el ermez | Arazbâr | Yürük Semâî | _ | |
| Ol perî-veş kim melâhat milkinin sâr-bânıdır | Arazbâr | Muhammes | Fuzûlî | |
| Ağlatma beni incitme aman | Bayâti | Aksak Semâî | _ | |
| Bir bî-bedel şûh-i cihan | Bayâti | Sofyan | _ | |
| Bir gonca-fem'in yâresi vardır ciğerimde | Bayâti | Hafif | _ | |
| Ey gamzesi fettan hemi giysûsuna men dîdem | Bayâti | Ağır Aksak | _ | |
| Her dem edip meyl-i cefâ | Bayâti | Ağır Düyek | _ | |
| Karşıdan yâr güle güle yârim geldi canım geldi | Bayâti | Aksak | _ | |
| Müptelâyım ey gül-i rânâ sana | Bayâti | Ağır Aksak | _ | |
| Nice bir aşkınla feryâd edeyim | Bayâti | Ağır Aksak | _ | |
| Aklın alır âşıkların del'eyler | Bayâti Araban | Aksak | _ | |
| Arz-ı hâlim benim lûtf-i dilbere kalsın | Bayâti Araban | Ağır Düyek | _ | |
| Canımı aşka salmışım | Bayâti Araban | Yürük Semâî | _ | |
| Bir bülbül-i bağım ki ne zîr ü ne bemim var | Beste Isfahan | Ağır Aksak Semâî | Dede Efendi | |
| Gülistân-ı ruhun seyr etmeğe uşşâk özenmişler | Beste Isfahan | Aksak Semâî | Dede Efendi | |
| Ben seni sevdim seveli kaynayıp coştum | Bestenigâr | Curcuna | Dede Efendi | |
| Erişti mevsim-i gül seyr-i gülistan edelim | Bestenigâr | Zincir | _ | |
| Ey kıble-i ikbâl-i cihan | Bestenigâr | Düyek | _ | |
| Hayli demdir bağlanıp kaldık şitâda zâr ile | Bestenigâr | Ağır Aksak | _ | |
| Men bende şüdem bende şüdem | Bestenigâr | Ağır Aksak Semâî | _ | |
| Pek nâziktir ince belin | Bestenigâr | Aksak | _ | |
| Yâ ilâhi cümle sensin cümle sen îmanım | Bestenigâr | Çenber | Seyfullah Nizamoğlu(Sey) | |
| Dehr olmada bu sûr ile ma'mûr-ı meserret | Bûselik | Yürük Semâî | Dede Efendi | |
| Edâ ile revişlerin aklımı perîşân etti | Bûselik | Aksak | _ | |
| Olduk yine bu şevk ile mesrûr-ı meserret | Bûselik | Remel | Dede Efendi | |
| Sûr-i âlî (şâhî) eyledi âlâmı tay | Bûselik | Hafif | Dede Efendi | |
| Zülfündedir benim baht-ı siyâhım | Bûselik | Ağır Aksak Semâî | Keçecizâde İzzet Molla | |
| Bülbül-âsâ rûz u şeb kârım nevâ | Evc | Ağır Aksak | _ | |
| Ebrûlerinin zahmı nihandır ciğerimde | Evc | Ağır Aksak Semâî | Sultan II.Mahmut (Adlî) | |
| Sevdim bir gonca-i rânâ | Evc | Aksak | _ | |
| Söyleyin ol nev-civâne | Evc | Aksak | Dede Efendi | |
| Ağlar inler pâyine yüzler sürer gönlüm gözüm | Evc Bûselik | Çenber(Ağır) | _ | |
| Aybeder hâl-i dil-i âşüfte-sâmânım gören | Evc Bûselik | Muhammes | _ | |
| Ko açılayım bilsin her râzımı cânânım | Evc Bûselik | Sengin Semâî | _ | |
| Sâkıyâ mest-i müdâm eylesen olmaz mı beni | Evc Bûselik | Yürük Semâî | _ | |
| Bir letâfetli havâ kim bu şeb ey sen mehlika | Evcârâ | Devr-i Revân | Hızırağazâde Said Bey | |
| Geçen hafta kayıkla ben geçerken | Evcârâ | Ağır Aksak | _ | |
| Gel ey güzeller serveri | Evcârâ | Aksak | Nazif | |
| Hüsnüne mâil gönlüm ezelden | Evcârâ | Aksak Semâî | _ | |
| Bir dilber-i nâdîde bir kâmet-i müstesna | Ferahfezâ | Sengin Semâî | _ | |
| Bir verd-i rânâ ettim temâşâ | Ferahfezâ | Semâî | _ | |
| Bu gece ben yine bülbülleri hâmûş ettim | Ferahfezâ | Yürük Semâî | _ | |
| Bülbül-i hoş-nevâ | Ferahfezâ | Semâî | _ | |
| El benim'çün seni sarmış biliyor | Ferahfezâ | Ağır Aksak | Şemseddîn Sivâsî | |
| Ey kaşı-keman tîr-i müjen cânıma geçti | Ferahfezâ | Firengifer | Abdullah Salâhî (Şeyh) | |
| Kasr-ı Cennet Havz-ı Kevser âb-ı hay | Ferahfezâ | Muhammes | Dede Efendi | |
| Beğendim seni efendim geçmem asla ben | Ferahnâk | Düyek | _ | |
| Ben müptelâ oldum sana | Ferahnâk | Aksak | _ | |
| Dil-i bî-çâreyi mecrûh eden tiğ-i nigâhındır | Ferahnâk | Ağır Aksak Semâî | _ | |
| Figan eder yine bülbül bahar görmüştür | Ferahnâk | Zincir | _ | |
| Senin'çün ey şeh-i hûbân | Ferahnâk | Ağır Düyek | _ | |
| Bî-vefâ bir çeşm-i bî-dâd | Gülizâr | Aksak | _ | |
| Nazlı nazlı sekip gider | Gülizâr | Aksak | _ | |
| Rehâ bulmadım zülfün telinden | Gülizâr | Ağır Düyek | _ | |
| Sular gibi çağlarım ben | Gülizâr | Aksak | _ | |
| Aşinâ-yı aşk olandan ah ü zâr eksik değil | Hicaz | Serbest | Niyâzî-i Mısrî | |
| Aşkınla ben ey nâzenîn | Hicaz | Düyek | _ | |
| Baharın zamânı geldi a canım | Hicaz | Aksak | _ | |
| Ben bilmedim bana n'oldu | Hicaz | Ağır Düyek | _ | |
| Bir sevdâ geldi başıma | Hicaz | Aksak | _ | |
| Çoktur gönülde dağ-ı melâlim | Hicaz | Ağır Düyek | _ | |
| Ey büt-i nev-edâ olmuşum müptelâ | Hicaz | Semâî | Enderûnî Vâsıf | |
| Ey çeşm-i âhû hicr ile tenhâlara saldın beni | Hicaz | Ağır Düyek | Mehmet Riyâzi Efendi(Kadı) | |
| Eyâ âlemlerin şâhı tecelli kıl teselli kıl (Şehitlerin ser çeşmesi) | Hicaz | Sofyan | Merkez Efendi(2.Güf.Yûnûs'un) | |
| Güzel gel aklımı aldın | Hicaz | Aksak | _ | |
| İndim yârin bahçesine gülden geçilmez | Hicaz | Aksak | _ | |
| Mah yüzüne âşıkanım | Hicaz | Evfer | _ | |
| O mâhitâbı acep gösterir mi bana felek | Hicaz | Zincir | _ | |
| Seyr-i gülşen edelim ey şîvekâr | Hicaz | Ağır Düyek | _ | |
| Şehitlerin ser çeşmesi(Eyâ âlemlerin şâhı) | Hicaz | Sofyan | Yûnûs Emre (1.Güf.Merkez Ef.nin) | |
| Şu karşıki dağda bir yeşil çadır | Hicaz | Aksak | _ | |
| Tırmana tırmana çıktım yapıdan | Hicaz | Aksak | _ | |
| Yine bir muğ-beçe nevreste fidanım | Hicaz | Aksak | _ | |
| Yine neş'e-i muhabbet dil ü cânımı etti şeydâ | Hicaz | Yürük Semâî | Dede Efendi | |
| Yine n'oldu sana nevreste fidanım | Hicaz | Aksak | _ | |
| Yine yeşillendi dağlar çemeni | Hicaz | Aksak | _ | |
| Etmezem ikrâr aşkı saklarım cânım gibi | Hicaz (Hümâyun) | Aksak Semâî | _ | |
| Açıl açıl gel efendim cihan bahar olsun | Hicaz Bûselik | Yürük Semâî | _ | |
| Bir âfetin aşkıyla gönül eyledi ülfet | Hicaz Bûselik | Ağır Aksak Semâî | Abdal Mesrûr | |
| Bülbül gibi feryâd ü figânım seherîdir | Hicaz Bûselik | Remel (Ağır) | _ | |
| Cânâ beni aşkınla ferzâne eden sensin | Hicaz Bûselik | Lenk Fahte | _ | |
| A zâlim kanıma girdin | Hisâr | Aksak | _ | |
| Hava güzel yine gülşende gösteriş günüdür | Hisâr | Yürük Semâî | _ | |
| Ey hümâ-yı pâdişâhî ber ser-i bâlâ-yı tü | Hisâr Bûselik | Sengin Semâî | _ | |
| Her sözün uşşâka ihsan her kelâmın lûtf-i tâm | Hisâr Bûselik | Hafif | _ | |
| Rûy-i tü câm-ı tarâb-ı gül-gûn bâd | Hisâr Bûselik | Devr-i Revân | _ | |
| Yine bezm-i ıyş-ı vuslat dil-i bî-karâre düştü | Hisâr Bûselik | Yürük Semâî | _ | |
| Bir dilberi sevip bilmezem n'oldum | Hüseynî Aşîran | Sofyan | _ | |
| Su gibi çağladığım derûnum dağladığım (ciğerim bağladığım) | Hüseynî Aşîran(Gülizâr) | Aksak | _ | |
| Bu dil düştü sana yârim âh bu dem | Hüzzâm | Düyek | _ | |
| Derdimin dermânı sensin ey perî | Hüzzâm | Ağır Aksak | _ | |
| Ey gül-i bağ-ı edâ | Hüzzâm | Aksak | _ | |
| Gören üftâde olur hüsn-i bî-bahânesine | Hüzzâm | Zincir | _ | |
| Hâlimi bir kerre takrir eylesem sultânıma | Hüzzâm | Ağır Düyek | Vasıf | |
| Reh-i aşkında edip kaddimi kütah gönül | Hüzzâm | Yürük Semâî | _ | |
| Bir âh ile ol gonce-fem'e hâlin ıyân et | Irak | Remel | _ | |
| Hasretle temam "nal"e döndüm sensiz | Irak | Yürük Semâî | _ | |
| Her zaman pîş-i nigâhımda hüveydâsın sen | Irak | Devr-i Kebîr | _ | |
| Hüsnün gibi ey bî-vefâ | Irak | Ağır Düyek | _ | |
| N'ettim sana ben bî-vefâ zâlim | Irak | Aksak | _ | |
| Nice bir ağlayayım aşk ile her gâh meded | Irak | Aksak Semâî | _ | |
| Ah eylediğim serv-i hırâmânın içindir | Isfahan | Yürük Semâî | Fuzûlî | |
| Âşık olalı sen yâre gönül | Isfahan | Aksak | Dede Efendi | |
| Yâ Rab kime feryâd edeyim yârin elinden | Isfahan | Ağır Aksak Semâî | _ | |
| Yandım yakıldım ben nar-ı aşka | Isfahan | Sofyan | Süleyman Efendi (Şeyh) | |
| Girdi gönül aşk yoluna | Karcığar | Evfer | Dede Efendi | |
| Gül açıl gel aslı ne durgunluğun | Karcığar | Devr-i Hindî | _ | |
| İki de turnam gelir allı kareli | Karcığar | Oynak(Aksak) | _ | |
| Senin aşkın elemi yakıyor hep âlemi | Karcığar | Düyek | Dede Efendi | |
| Ey gonca-dehen hâr-ı elem cânıma geçti | Mâhûr | Hafif | _ | |
| Gör n'itti cânâ firkatin | Mâhûr | Aksak | _ | |
| Gördüm bugün cânânı dil | Mâhûr | Sofyan | _ | |
| Sana lâyık mı ey gül-ten | Mâhûr | Aksak | _ | |
| Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenara düştü | Mâhûr | Yürük Semâî | Şeyh Gâlip Dede | |
| Firkatin hâlim perîşân etti gel | Mâye | Ağır Düyek | _ | |
| Sermest-i gamım bâde-i hûn-i ciğerimden | Mâye | Ağır Aksak Semâî | Akif Paşa | |
| Olmamak zülfün esîri dilberâ mümkün değil | Mâye | Zincir | _ | |
| Ben sana âşık değilim | Muhayyer | Yürük Semâî | _ | |
| Sevdiceğim âşıkını ağlatır | Muhayyer | Yürük Semâî | _ | |
| Gönlümü bend etti ol mâh | Müstear | Aksak | _ | |
| Ey gonce-dehen âh-ı seherden hazer eyle | Nevâ | Yürük Semâî | _ | |
| Ey gonce-i bağ-ı cihan v'ey ziynet-i destâr-i cân | Nevâ | Ağır Aksak Semâî | _ | |
| Gülzâra salın mevsimidir geşt ü güzârın | Nevâ | Ağır Aksak Semâî | Nedîm | |
| Hayli demdir bir gül-i ruhsâre oldum müptelâ | Nevâ | Aksak | _ | |
| Müşkil oldu sûzişim etmek nihan | Nevâ | Ağır Aksak | _ | |
| Zeyn eden bağ-ı cihânı gül müdür bülbül müdür | Nevâ | Muhammes | Ulvî | |
| Diyemem sîne-i berrâkı semenden gibidir | Neveser | Yürük Semâî | Enderûnî Vâsıf | |
| Nasıl edâ bilir ol dilber-i fedâyı görün | Neveser | Zincir | Enderûnî Vasıf | |
| Rencîde sakın olma nigâh eylediğimden ey rûhleri mâhım | Nihâvend-i Kebîr | Yürük Semâî | Enverî | |
| Ey hakîkat erenleri dost elinin rehberleri | Nikrîz | Düyek | Mehmet Muhyittin (Üftâde) | |
| Gâhî ki eder turrası dâmânını çide | Nişâburek | Sengin Semâî | Kemâlettin Ağa (Enderûnî) | |
| Bend oldu dil bir şûh-i cihâne | Nühüft | Aksak Semâî | _ | |
| Ey serv-i nâz-ı nevresim | Nühüft | Ağır Düyek | _ | |
| Kasdı o şuhun yine âzâre mi | Nühüft | Yürük Semâî | _ | |
| Ey âfet-i cân-ı âşık-âzâr | Pesendîde | Yürük Semâî | _ | |
| Bu hüsn ile sen dilberâ bir bî-vefâ cânânesin | Rast | Sofyan | _ | |
| Dil bir güzele meyl etti hele | Rast | Sengin Semâî | Dede Efendi | |
| Gördükçe ben ey meh-cemâl | Rast | Ağır Aksak | _ | |
| Görsem seni doyunca | Rast | Düyek | Mahfî | |
| Gözümde dâim hayâl-i cânâ (KÂR-I NEV) | Rast | Ağır Düyek-Sem. | _ | |
| KAR-I NEV (Gözümde daim hayâl-i..) | Rast | Ağır Düyek | _ | |
| Mahmûr gözün gâyet güzel | Rast | Düyek | _ | |
| Rast getirip fend ile seyretti hümâyı | Rast | Yürük Semâî | Keçecizâde İzzet Molla | |
| Üfâdenem ey bî-vefâ | Rast | Düyek | Şemseddîn Sivâsî | |
| Yine âhlar etti peydâ | Rast | Düyek | _ | |
| Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü | Rast | Semâî | _ | |
| Yüzündür cihanı münevver eden | Rast | Yürük Semâî | Dede Efendi | |
| Nâvek-i gamzen ki her dem bağrımı pür-hûn eder | Rast-ı Cedîd | Çenber | _ | |
| Oynar yürek terennüm-i çeng ü çegâneden | Rast-ı Cedîd | Yürük Semâî | _ | |
| Ey bülend-ahter şeh-i sâhib-kerem | Rehâvî | Düyek | _ | |
| Eflâke çıkarsa yeridir her gece âhım | Sabâ | Remel | _ | |
| Gel güzelim gülistâne güle gel | Sabâ | Aksak | _ | |
| Gûş eyle gel bülbülleri | Sabâ | Ağır Düyek | _ | |
| Küçücükten bir yâr sevdim ezelî | Sabâ | Aksak | _ | |
| Olmayıcak senden atâ kul n'eylesin yâ Rabbenâ | Sabâ | Ağır Düyek | Azîz Mahmûd Hüdâî Hz. | |
| Bana gayrı karışma barış ister barışma | Sabâ | Aksak | _ | |
| Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım | Sabâ Bûselik | Yürük Semâî | Süleyman Nahîfî Efendi | |
| O nahl-i bağ-ı letâfet aman aman geliyor | Sabâ Bûselik | Zincir | _ | |
| Reng-i ruh-i gülzârı tebâh eyledi bülbül | Sabâ Bûselik | Sengin Semâî | _ | |
| Sahbâyı doldur sâkıyâ peymâneden peymâneye | Sabâ Bûselik | Ağır Düyek | _ | |
| Yâr ile âteş-mekân olsam da gülşendir bana | Sabâ Bûselik | Çenber (Ağır) | Enderûnî Vâsıf | |
| Cân ü dilimiz lûtf-i (Keremkâr-şehenşâh) ile mâ'mûr | Sultânî Yegâh | Hafif | _ | |
| Misâlini ne zemin ü zaman görmüştür | Sultânî Yegâh | Zincir | _ | |
| Nihan ettim seni sînemde ey meh-pâre cânımsın | Sultânî Yegâh | Aksak Semâî | _ | |
| Şâd eyledi can ü dilimi şâh-i cihânım(rûh-i revânım) | Sultânî Yegâh | Yürük Semâî | _ | |
| Ey derde dermân dermânım Allah | Sûzidil | Düyek | _ | |
| Ey gönül gûş eyle gel âşıkların güftârını | Sûzidil | Nim Hafif | Niyâzî-i Mısrî | |
| Ey padişâhım şâd ol efendim | Sûzidil | Aksak | _ | |
| Ben bilmez idim gizli ayân hep sen imişsin | Sûznâk | Sofyan | Ahmet Dede (Köse)(Nev'î) | |
| Cânâ firâk-ı aşkın ile sûznâkinim | Sûznâk | Yürük Semâî | _ | |
| Müştâk-ı cemâlin gece gündüz dil-i şeydâ | Sûznâk | Darbeyn | _ | |
| Nesin sen a güzel nesin hûrî mi ya melek misin | Sûznâk | Aksak Semâî | _ | |
| Gözümden gönlümden hayâli gitmez | Şedaraban | Düyek | _ | |
| Açıldı lâle-izârın ciğerde dağ-ı derûn | Şehnaz | Zincir | _ | |
| Ey verd-i rânâ şûh-i melek-veş | Şehnaz | Aksak Semâî | _ | |
| Gönül durmaz su gibi çağlar | Şehnaz | Aksak | _ | |
| Ne dehendir bu ne kâküldür bu sevdiğim | Şehnaz | Muhammes | _ | |
| Sana ey cânımın cânı efendim | Şehnaz | Ağır Düyek | _ | |
| Sevdi bu gönül seni yaman eylemedi | Şehnaz | Yürük Semâî | _ | |
| Yürük değirmenler gibi dönerler | Şehnaz | Evsat | Yûnûs Emre | |
| Ben müptelâ oldum sana | Şehnaz Bûselik | Sofyan | _ | |
| Mushaf demek hatâdır ol safha-i cemâle | Şehnaz Bûselik | Lenk Fahte | Fuzûlî | |
| Ermesin el o şehin şevket-i vâlâlarına | Şevkefzâ | Çenber | _ | |
| Ser-i zülf-i anberînin yüzüne nikab edersin | Şevkefzâ | Yürük Semâî | _ | |
| Söylen ol yâre benim çeşmimi pür-âb etmesin | Tâhir Bûselik | Ağır Aksak Semâî | _ | |
| Hâk-i kademin çeşmimize ayni cilâdır | Tarz-ı Cedîd | Yürük Semâî | _ | |
| Ben bendesiyem bendesiyem | Tarz-ı Cedîd | Aksak Semâî | _ | |
| İltifatınla gönül şâd olduğu demdir bu dem | Tarz-ı Cedîd | Çenber | _ | |
| Ağlatırlar güldürürler çeşmim yaşın sildirirler | Uşşâk | Aksak | Dede Efendi | |
| Dil nâle eder bülbül-i şeydâ revişine | Uşşâk | Darb-ı Fetih (Ağır) | _ | |
| Gitti de gelmeyiverdi | Uşşâk | Aksak | Dede Efendi | |
Hazırlayan: Suat Yener
15.11.2016